ÜYE OL

LİMAN FORUM

İLETİŞİM

 

LİMANKÖYDEN DOĞANIN YOK OLUŞUNA BAKIŞ

    

Nuraydın GİRİT

Birçok insanın  dileğidir yeşillikler içinde denize nazır bir yerde yaşamak. Kimi tüm hayatı boyunca çalışıp çabalar öyle bir yer  için, kimi ise en baştan  çok şanslıdır öyle  yerde doğar. İşte bizde Çayeli Limanköy'de yeşille mavinin birbirine en yakın olduğu yerde yaşamaktayız, bu nedenle kendimizi hep şanslı hissederiz ve bunun nimetlerinden en güzel şekilde faydalanmaya çalışırız.

    Limanköy'de  özellikle Hamuda  dağlarla deniz arasındaki küçük bir alanda,  Cazi  Dağının gölgesinde   bulunuyor, bu nedenle biz yıl boyunca güneş ışıklarından yeterince faydalanamıyoruz. Denizle aramızdaki sevgi işte  tam burada başlıyor ve kuvvetleniyor. Çünkü biz  ister istemez  güneşe doğru yani denize doğru gitmek zorundayız. Deniz sahili bizi evlerimizdeki rutubetli ortamdan kurtaran, soğuk kış günlerine ruhen ve bedenen hazırlayan,  rahat nefes alabileceğimiz en güzel,  en doğal  velinimetimizdir.

      Deniz bizim için  başka bir şey, her sevgiden farklı olan başka bir sevgi…Karadeniz gibi coşkun bir denizi  çocukluğunda hissetmek, bir başkadır. Bir başkadır onu görmek, ona bakmak, onu koklamak, suyunu tatmak, onunla güneşi  karşılamak ve uğurlamak.

      Dünyada denize kıyısı olan şehirler en yaşanılası şehirler sayılırlar. Ülkemizde de Karadeniz boyunca uzanan şehirler doğayla iç içe yaşanılacak en güzel yerlerdendir. Arkanızda yeşil dağlar, önünüzde mavi Karadeniz…  Ben Karadeniz'e Kara diyemem, onunla kara günlerin yaşandığını bilirim, bir avuç suyunda yok olacağımı da   ama bunu aklıma getirmem hep en iyi halini düşünürüm, en sakin haline mavideniz, en hırçın haline ise Coşkundeniz derim.

      Çocukken deniz kenarından ayrılamazdık en güzel oyunlarımızı orada oynardık, taştan evler yapardık; odaları, salonu, mutfağı olan, ot toplar bir kaba  koyar  ateşte pişirirdik. Komşu evdeki oyun arkadaşlarımız   misafirliğe gelirdi, onlara yemek ikram ederdik sonra taştan evimizin kapısına kadar uğurlarken onları yarın da biz size geleceğiz derdik. Bir iki dakika sonra yarın olurdu bizde komşumuzun taştan evine misafir olurduk, mutlu bir aile hayatını canlandırırdık oyunlarımızda o güzel sahilimizde.

     Bütün yaz boyunca deniz kenarında oldukça kalabalık bir arkadaş, akran topluluğumuz olurdu, birlikte denize girer çocukluğumuzu doyasıya yaşardık. Deniz dalgalı olduğu zaman erkekler özel siya tahtaları ile  tıpkı sörf yapar gibi koca dalgalarla  kıyıya kadar kayarlardı. Büyük dalgaların olduğu zamanlar mahalle halkı  kıyıda toplanır siya yapan gençleri izlerlerdi.

     Babamın kırmızı mavi beyaz boyalı bir kayığı vardı, bana göre kayıkların en güzeli oydu. Bunca yıl sonra bile  aynı renkte bir kayık görsem aklıma babam gelir... Babam kayıkla çocuklarını gezdirmeyi çok severdi, ben her zaman kayığın baş tarafına otururdum denizin büyülü dünyasına dalardım. Kayığın mavi ve kırmızı boyalarının suya yansımaları arasından geçecek taşlara, kumlara, renk renk yosunlara, balıklara bakmaya bayılırdım. Hele ki güneşli havalarda mis gibi olurdu sular, bakmaya doyamazdım.

     Değirmen taşımız vardı, büyük taş, küçük taş, orak taşı, çeri taşı, 1.taş, 2.taş, 3.taş, pavura taşı, vardı. Aralarında büyük taş bir başkaydı; o kadar büyüktü ki üzerine helikopter  bile konmuştu. Büyük taşla küçük taşın arası 6-7 metreydi 5-6 yaşlarındaki çocuklar bu iki taş arasında yüzmeyi öğrenirlerdi.  Yıllar önce büyük taşın başından genci, yaşlısı sıralı dizilir zoka ya da oltayla sargan avlarlardı. Gençler akşamlık balık dışında fazla sarganları yoldan geçen arabalara satarlardı, hem okul harçlığını hem de maç harçlığını çıkarırlardı. Şimdi kıyılarımızdan oltayla satacak kadar balık tutmak imkansız maalesef.  Kayıkla gezintiye çıktığımızda ta Çayeli'ni geçer Kemer'e kadar giderdik, burun başından geçerken birbirine çok yakın olan taşlar arasından kayığı vurmadan geçirmeye çalışırdık. Dikili taştan atlamadan geçmezdik. Denizin içindeki kayalarda piknik yapmak da vazgeçmeyeceğimiz bir şeydi.   

       Deniz kenarında çifteli kayalar ve kınalı kayalar vardı. Çifteli kayalar birbirine paralel  yüksek kayalıklardı. Dalga  büyük olduğu zamanlarda  araları su ile dolardı.  Biz de o aradan ıslanmadan karşı tarafa geçmeye çalışırdık, dalgaya yakalanan evine ıslak giderdi.

       Midye toplayıp pişirmeye bayılırdık; önce en iri midyeler pavura taşından toplanır sonra etraftan odun parçaları, iki büyük taşın arasına açılan çukura  ateş yakılırdı, üzerine de geniş bir teneke parçası konulup midyeler nefis bir şekilde pişirilirdi. İşte size Hamuda' da akşam sefası…  Bir gün  hava güzel ama deniz  çok dalgalıydı, kimse yüzemiyordu. Çifteli kayaların yanında denizden en uzak yerde 20-25 kişilik bir grup denize giremeyince çoluk çocuk piknik yapıyorduk, biranda kayaların arkasından gelen  dalga bizi denize kadar sürükledi ve biz neye uğradığımızı şaşırmıştık, bunu suyun gücünü aklımızdan  hiç çıkarmayacağımız bir anı olarak hatırlarız..

     Mahallemizin önündeki sahilde, denizin  içinde  8 kayamız vardı, onların yıllar içerisinde karaya karışmasını şaşkınlıkla gözlemledik.  Çaresizlik içinde izliyorduk olan biteni. Onlarca, yüzlerce  kamyon geliyor, getirdikler taşları denize bırakıyorlardı. Denizde hiç kayamız kalmamıştı en son 1.2.3.taş da  yok olmuştu, tüm doğal güzelliklerimizi duvara çevirmiştik. Haftalarca dua ettim, yol biraz daha geriye çekilirse 3. taşımızın üzerindeki kara örtü kalkabilirdi çünkü bize göre kaya olmayan bir yerde yüzmek anlamsızdı hem de  bir nebze olsun bir  tek kayamızla avunabilirdik. Dualarım kabul oldu 3.taş özgürlüğüne kavuştu. Bir şeyin olmasını istiyorsanız bunu yürekten isteyin yeter…

      Şimdi çocuklar bizim bu anlattıklarımızı ve burada yazamadıklarımızı bizden dinliyorlar. Bizim de öyle yaşama sansımız olsaydı derler gibi, gözlerinde bir ışıltı dinlerken bizim adımıza seviniyorlar, kendi için üzülüyorlar, yaşadıkları yerlerin böyle değiştiğine şaşkınlıkla bakıyorlar… Şimdi anılarımızı tazelemek için 3.taşta hüzünle eski günlerimizi yad ediyoruz arkadaşlarımızla, artık hep yol yapılmadan önce ve sonra diye zamanı ikiye ayırıyoruz.

      Yıllar içerisinde yapılan her değişim, yeni yapılan yollar anılarımızı koparıp bizden aldı ama Karadeniz duble yolu anılarımızı çalmakla kalmadı yaşadığımız yerleri, anılarımızı suyla bir etti, geri dönülmesi mümkün olmayan güzelliklerimizin bir çoğunu taşların altında bıraktı,  bir zamanlar  içinde yüzdüğümüz sulara  her ayak basışımda  doğaya  yaptığımız bu ihaneti  asla unutmayacağım. Sadece kendi yaşadığım yerdeki anılardan bahsettim ama biliyorum ki bu hüzün sadece Rize'de yaşanmadı, eminim ki tüm Karadeniz boyunca deniz sevdalısı insanlarımız doğanın yok edilişini çaresizlik içinde izlemişlerdir.           

                                                                                                                 NURAYDIN GİRİT





 
   
Rize-Çayeli İlçesi Limanköy Mahallesi Web Sayfaları