ÜYE OL

LİMAN FORUM

İLETİŞİM

KAVRUN YAYLASINDA YÜRÜYÜŞÜM

Nuraydın GİRİT

 

   Kaçkar Dağcılık kulübüyle yapmış olduğum doğa gezilerine bir süre mecburen ara verdikten sonra tekrar  başladım. Bu hafta sonu Pazar- Hemşin-Ayder güzergahından ulaştığımız Kavrun Yaylalarındaydık.

 

    Yine dağcılar ve doğaseverler  saat 8:00 de Rize'de ki  kulüp binasının önünde buluşup, bizi yaylaya götürecek araçlara bindiler, bende yeğenim Selin'le birlikte Limanköy'den  ekibimize katıldık, bu sıralarda hava iyice kapanmaya ve yağmur yağmaya başlamıştı. Acaba gezimizi yağmur eşliğinde mi yapacaktık…bu telaşla sahil yolundan ilerliyorduk.
 

Ama sahilden içeri girdikçe yağmurun azaldığını, bir süre sonrada yağmadığını görmek  hepimizi sevindirdi. Sabah çayı için yine Hemşin'in dar sokağındaki  bir kahvede mola verdik. Yol  boyunca iki tarafımızdan film şeridi gibi  akan  sarı çiçekleri ve papatyaları kaçırmamak için başımı bir o tarafa , bir bu tarafa çevirip durdum.  
 

     İki yıldır Ayder'e gitmemiştim, şimdi oradan geçecektik, o güzelim yeşil yokuşlu yaylaya baktıkça  yine  Heidiyi hatırlayacaktım: Büyükbabaaa, büyükbabaaa…

Ayder yaylası da diğer yaylalarımız gibi çarpık yapılaşmadan payını fazlasıyla almış gözüküyordu: kimi yapılarda doğaya uyumlu malzemeler kullanılmış olmasına rağmen bazılarında sadece betona yatırım yapılmıştı. Doğal görünümünden biraz uzaklaşsa da Ayder yine de ülkemizin en güzel yerlerinden biri olduğu buraya gelen yerli  ve yabancı turistlerin memnuniyetinden   anlaşılıyor.
 

   İki saat sonra Büyük Kavrun yaylasına ulaştık burada araçlarımızdan indik. Tek katlı yayla evleri birbirine sımsıkı sarılmış gibi iç içeydiler. Köprüden karşıya geçiliyordu, uzaktaki dağlara bakıp off  bu ne güzellik deyip kalakaldım doğrusu. Bu güzel görüntüyü bozan tek şey köprünün sağına atılan çöplerdi. Marketten aldığım su şişesini  boşaltıp buz gibi akan pınardan tekrar doldurdum, şimdi yürüme zamanı idi, herkes sırt çantasını sırtlayıp yola koyuldu. Çıktığımız dağ çok dikti ama yeni yayla evleri halen yapılmaya devam ediyordu bu dik yerde. Doğrusu ilk tepeye vardığımızda nefesimiz kesilmişti, aşağıya bakınca az önce yanından geldiğimiz yayla evleri küçük hayal evleri gibi gözüküyordu. Sislerin arasından dağları izlemek bu yorgunluğa değerdi.
 

    Biraz dinlendikten sonra hafif meyilli bir arazide ilerlemeye başladık, bu meyilli arazide gezmek olmasa da yeni bir yüksek tepeyi karşımızda görmek beni biraz   korkutmaya başlamıştı. Dağa tırmanan  5 kişilik bir grubu  uzaktan  seçebiliyordum, orası bana göre  gerçekten çok uzak ve dik kayalık bir yerdi.Tepedeki göllere ulaşmak için bu kayalıkları geçmek zorundaydık. Ekibin bir kısmı dik kayalıkta zorlanmazken, alışkın olmayanlar birkaç kez dinlenerek buraları   aşabildi. Kayalıklardan sonraki toprak alanda papatyalar bizi karşılayınca yorgunluğumuzu   biraz  unuttuk. Yine dik bir yer bekliyordu bizi burayı da aştıktan sonra göle doğru ilerlemeye başladık etraf renk renk yayla çiçekleriyle doluydu sis her tarafı kaplamıştı, gölü henüz görememiştik. Burası buz gibiydi, yağmurluk giyindim, kuzenim Semina gelmemi bekliyordu, ona  iyiyim dedim, bir kayaya oturdum ve hemen başımı eğip şise suyuyla serinletmeye başladım, göl nerde sordum. Gölden ses geliyordu biri suya atlamıştı, meğer 3 metre önümde su vardı bunu sis gidince anladım. Sis, gölü bir var ediyor, bir yok ediyordu. İnsan gördüklerine inanamıyor, hayal diyarlarında bir yerde olduğunu hissediyordu, burası kimilerince küçük Karadeniz gölü diye adlandırılıyordu. Daha sırada büyük Karadeniz gölü vardı, bu göle vardığımızda saat 2:30du. Bu göl oldukça büyüktü, karşı yamaçlardaki karlar sislerin arasından belli oluyordu. Yine kar sularının beslediği bu gölün yakınında yemek için mola verdik, kar suları buz gibiydi. Gölün üzerinde sisler adeta dans ediyordu, fotoğraf makinasıyla  her an farklı bir kare yakalamak mümkündü. Doğrusu yorgunluktan istediğim fotoğraf çalışmalarını da yapamadım. 
 

   Yaklaşık 3.000 metrede olan bu  güzelliği görmeye sadece bizler gelmemiştik: Ara sıra gruplar halinde yerli ve yabancı dağcılarla ve doğa tutkunlarıyla karşılaştık.
 

     Burada yemeğimizi yiyip biraz dinlendikten sonra geldiğimiz yönden geri dönüşe geçtik. İniş çıkışa göre daha kolaydı ama yorgunluktan yere sağlam basamıyordum, bir ara uçurum kenarında ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim ama kendimi toparladım. Selin'in dereden geçerken suya düşmesinden sonra da herkesin  gözü üzerindeydi ama inişte herkes gibi oda rahatça inebildi. İnişimiz 1.5 saat sürdü. Kavrun yaylasına yaklaştığımızda yağmur çiselemeye başlamıştı, dik yamaçtaki evlerin arasından inerken aşağıdaki evleri sisden dolayı göremiyorduk sanki hayal aleminde sonu belli olmayan bir yere gidiyorduk.
 

   Yayladaki bir restoranda toplanıp biraz dinlendikten sonra tekrar araçlarımıza binip Rize'ye doğru yol aldık. Yorucu olmasına rağmen çok güzel, unutamayacağım bir gün yaşadım.  Yayladaki  çiçeklerin güzelliğine dayanamayıp farklı 7 türde çiçeği alıp eve getirdiğimi de itiraf ediyorum. Doğa severler, yaylalar  sizi bekliyor, keşfetmekte geç kalmayın.













Nuraydın GİRİT




 
   

 

 
Rize-Çayeli İlçesi Limanköy Mahallesi Web Sayfaları